3 Mayıs 2011 Salı

Ertelemek

Erteliyoruz, kim ne derse desin erteliyoruz kendimizi. Ve biz ertelenince paralelinde yaşadığımız hayat da erteleniyor. Dahası yaşayamadıklarımız da erteleniyor.

Birini tanırsın, bir şekilde hoşlanmışsındır, bir şeyler demek istersin, ama ertelersin. Sana öğretilen ve içinde endişe bulutları yaratıp "olur mu canım şimdi ne düşünür acaba" dağlarına yağan coğrafyanda kalmıştır "olsun ya ne olacak ki" rüzgarı.

İçinden onunla buluşmak gelir, hatta daha ileriye gidip hınzırlaşmak, ki hayalinde canlandırmışsındır yüzünde gülümsemeyle, ama ertelersin. Yanlış anlaşılma, bir zümreye dahil edilme korkusudur yaşamak istediğini yaşatmayan engebe.

Birine kızarsın, yüzüne haykırmak istersin, ama ertelersin. O kızgınlık ve söyleyememenin ağır yüklü bombası içinde patlar. ama olsun, alışkınsındır ya içte patlattığın bombalara, nasılsa tarumar olan senin içindir ve kimseler görmüyordur.

Hayatı nasıl da kaçırıyoruz, beynimizde, gönlümüzde olan ile yaşadığımız hayatı neden hiç örtüştüremiyoruz, ya da çok azını üst üste koyabiliyoruz? Oysa yaşanınca ne de güzeldir kanatlarını takmış ruhumuzu uçururken istek denizlerimizde...

Bazen bağırasım geliyor: "Korkma Ayten, endişelenme Betül, fazla düşünme Ahmet, deyiver işte, gidiver işte, isteyiver işte, içinden o ilk geleni"... Katıklamamalı, katkılandırmamalı o ilk geleni. O ilk gelen ertelenmemeli. Bırakın yaşasın, bırakın bu kez de onun dediği olsun filtrenizden geçmeden... Olmaz mı?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder